OĞUL’dan BABA’ya VASİYET - 1


 Miktat AKTAN    20.11.2022 22:11:51    Bu İçerik 274 kez görüntülendi.



Dilediğini elde edemeyen, helak olup göçenlerin yoluna gidecek olan, hastalıklara, dertlere amaç olacak, zamana rehin edilen…

Musibet oklarına hedef kesilen, dünyaya tutsak olup zanlara kapılacak, aldanacak, ağlayıp sızlayacak, ölüme borçlu ve esir, mihnetlere giriftar, hüzünlere eş, dileklere kapılan ve ölülerin yerine geçecek olan

Oğul’dan;

Zamanın çetinliğini idrak eden, ömrünün başlangıcı bitmiş olan, kadere boyun eğmiş, tecrübesiyle dünyayı benden daha iyi tanıyan ilk öğreticim, ilk rehberim ve sorumluluğumu üstlenen ilk insan olan

Baba’ya …

Sence; ben vücudundan bir parça gibiyim, hatta canımı bedenin gibi tanırsın, öylesine ki bana bir musibet gelse sana gelmiş olur…

Ölüm beni bulup çatsa seni almış olur…

Bana baktıkça sevdalar sende soğurulur…

Beklentilerin, umutların, hayallerin ve ufukların hep benle doludur…

Bilirim beni dünyalara değişmezsin…

Bilirim benim için kendinden geçersin…

Ve yine bilirim ki ;

Artık ben de “Genç olma”ya ilk adımı atmış bir bireyim, her şeye muhtaç bir genç…

Zamanın fitnesine düşme sevdalısı bir genç…

Zinanın her türlüsüne merakı olan bir genç…

Şeytana ve Nefse köle olma yolunda yeni bir Ademoğlu…

Susamışlık…

Özgürlük(!)…

Ve

Başıboşluk…

Fakat…!

Hayatımın yol çatısına doğru hızla ilerliyorum. Bugün veya yarın iki yoldan birinde karar kılacak ve yolda yürüyeceğim ama şu an karar verecek idrakim,zamanı ölçecek birimim, değerleri tartacak terazim  yok.

Her iki yolu deneyecek ne ömrüm ne de takatim var…

Yani sana muhtacım, bil ki sana ihtiyacım var…

Bu ikilemden, bu çetrefillikten, çıkmaz görünen yollardan beni huzura, mutluluğa, sevdaya, Aşk’a, muhabbete, felaha ve ömrümün bitişindeki erzaka kavuşturacak güzergâha beni ulaştırmanı vasiyet ediyorum…

Biliyorum çocukluğumun ölümüne az kaldı…

Az kaldı kefene sarılacak olan çocukluğum…

Ve ben çocukluğum tabuta konulduktan sonra; isyana, zulme, fuhşa, rüsvaylığa, alçalıp zilletle yaşamaya, korku zindanlarında hayvan leşi olup kokmaya mahal vermeni istemiyorum…

Ve bu nedenle çocukluğumun zevalinde sana vasiyetim var…

Evet, vasiyet diyorum…

Ve

Vasiyet ediyorum;

Vasiyet: ölümden sonrası için herhangi bir şahsa arzularını iletmektir…

Benim de gençliğimin ölümü var ve bil ki vasim de sensin…

Babacığım...

Bir anlık ağrılarıma karşın bir ömür sürecek acıya talip olursun. Yemez yedirirsin, giymez giydirirsin, fakat unutma ki; bunlardan daha fazla muhtaç olacağım, bunlardan daha ziyade bana lazım olan gereksinimlerim olacak ve istiyorum ki bu gereksinimlerime cevap veresin.

Babacığım…

Bana öyle bir karar verdirt ki, içinde pişmanlığa yer olmasın…

Beni kuvvet kamçılarıyla kamçıla ki sonraları sırtıma binen yük belimi kırmasın…

Ufkumun adresi sen ol ki, yolumun üstündeki tuzakları kestireyim…

Âdemoğlunun Ezeli düşmanı şeytana karşı beni kuvvetli kılmalısın…

Azgın nefse iyi bir ders vermemi sağlamalısın…

Babacığım…

Bilmediğim şey hakkında söz söylememeyi…

Gerektiğinde susmayı, gerektiğinde haykırmayı…

Kötülüklerden sıyrılıp iyiliklere sarılmayı… Sarıldıklarım ile herkesi sarmayı…

Saygıyı, edebi, ahlakı ve hayâyı…

Bana, beni Halk edene layık olmayı öğret.

Kendi doğrularını asla öğretme, belki bunlar hakikat değillerdir…

Sadece hakikati istiyorum…

Sadece ve sadece hakikatleri…

Eğer hakikatleri bilmiyorsan bile, bari hakikate ulaşacak yolu öğret.

Babacığım…

Bil ki biz çocukların gönülleri boş bir tarlaya benzer ve yolun ikileştiği noktaya kadar istediğini ekebilir ektiğin ürünü bizden alabilirsin.

Ekeceğin ürünün meyvesi; öncelikle bana sonra aileme, topluma, devlet ve milletime tüm canlılar ile birlikte cansız olan varlıklara bile bir değer biçip, Sünnetullah ile muamele etmek olsun…

Yani Babacığım…