SENİ BİLMEYEN AKLI NEYLEYİM!


 Esma ÇELİK    30.10.2022 10:37:40    Bu İçerik 219 kez görüntülendi.



Akıl  “kavrama düşünme ve anlama yetisi” anlamına gelmektedir. Yüce Allah (c.c) insan bedenini çeşitli şekillerde donatmıştır. Bu donanım hem fiziken hem de fizkötesi şeklinde tamamlanmıştır. Mesela gözün görme yetisi fiziki bir özelliktir ancak gözün gördüğünü beğenmesi veya hoşlanması fizikötesi bir durumdur. Yine aynı şekilde beynin var olması fiziki bir şeydir ancak beyinde gerçekleşen anlama, düşünme yetisi fizikötesi bir durumdur.

İnsanı eşrefi mahlûkat olarak yaratan yüce Allah insana bahşettiği melekeleri kullanması gerektiğini öğütlemektedir. Şöyle düşünün bir arabanız var ve siz bir yere gideceksiniz ne yaparsınız elinizdeki arabayı mı kullanırsınız yoksa yürümeyi mi tercih edersiniz? Evet evet işte aklın kullanımı da tıpkı bu örnek gibidir. Arabayı kullanmamak nasıl işten bile değilse aklın kullanılmaması da pek işten değildir.

Nitekim yüce yaratıcı Kur’an-ı Kerim'de sıklıkla "akletmez misiniz" ibarelerine yer vererek insanları diğer canlılardan ayıran yegane vasfın kullanılmasını istemektedir. İnsan kendisine bahşedilen akıl ile tamamlanmakta ve insani özelliklerini yerine getirebilmektedir. Yine mesajın muhatabı olan insan ancak akletmesi halinde mesaja vakıf olabilmektedir. Yani Kur’an ve Sünnetin anlaşılması için akıl gerekli bir öncüldür. İslam âlimleri dinin muhatabının akıl sahibi insanlar olduğuna dikkat çekerek dinin anlaşılması ve açıklanabilmesi için aklı yegâne öncül olarak görmektedirler. Akıl yürütemeyen beynin kullanılmayan zamanla pas tutacak bir demirden farkı yoktur. İnsanoğlu kendisine verilen bu nimeti kullanması halinde demir, gümüş gibi parlayacak zamanla başka işlevlerin ana parçası olacak kıvama gelecektir.

Aklın sadece dünyevi menfaatler için değil, uhrevi konularda da kullanılması gerekmektedir. Tıpkı atamız İbrahim’in aklını kullanması gibi. Hz. İbrahim insanlara akıl yürütülerek fıtratta var olanın nasıl gün yüzüne çıkarıldığını göstermiştir. Hz. İbrahim örneğinden hareketle insan kendisine doğru soruları sorduğu ve tefekkür ettiği sürece “bir ve tek olan yaratıcıya (Allah c.c.)” iman etmesi gerektiğini anlayabilmektedir. Ruhumuza kendisinden cüzler üfleyen Yüce Allah fıtramıza inanma yetisini de yerleştirmiştir. Bu olaya İslam alimleri “elest bezmi” olayı demektedirler. Kalu belada henüz ruhlarımız yaratılmış iken Yüce Allah kullarına “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” şeklinde soru yöneltmiş ruhların hepsi “Şüphesiz sen bizim Rabbimizsin” demişlerdir. Böylece insanların hepsi Allah’a inanma içgüdüsü ile dünyaya gelirler. Yani Allah’a iman esası fıtratımızda getirdiğimiz bir olgudur. Böylelikle insan kendisine henüz vahiy gelmediği zamanlarda bile Allah’ı bulup iman etme içgüdüsüne sahiptir. Kısacası akıl yürütebilen mesaja muhatap herkes Allah'a iman ile sorumludur.

Ne demiş şair eserinde “Seni görmeyen gözü neyleyim, seni bilmeyen aklı neyleyim” yani insana bahşedilmiş bu nimetlerin bir amacı bir görevi vardır. Nasıl ki evrende hiçbir şey boşu boşuna, amaçsız yaratılmamış insan de amaçsız yaratılmamıştır. Böylece dinin muhatabı kendisine akıl yetisi bahşedilen insan olmaktadır