ADIYAMAN MUSALLA CAMİİ TARİHİ VE MİMARİ YAPISI


 Cemil ÖZDAŞ    10.10.2022 22:48:37    Bu İçerik 107 kez görüntülendi.



TARİHÇESİ:

Adıyaman merkezde yer alan cami, bulunduğu mahalle ile aynı ismi taşımaktadır. Adıyaman’ın en eski camilerinden olup üzerinde herhangi bir kitabesi bulunmamaktadır. Yapının ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir.[1]

 ​Camilerin asli fonksiyonlarından uzaklaştırıp ahırlara ve harabelere çevrildiği dönemlerde cezaevine dönüştürülen Adıyaman’daki Musalla Camii, şehirdeki diğer yapılardan farklı olarak mimari özellikleri yönü ile dikkat çekiyor.

1308 H./1890 Miladi yılında minaresinin yıkıldığı rivayet edilmektedir.[2]

Caminin kuzey duvarı üzerinde sonradan yazılan kitabesine göre, Selçuklular döneminde Alparslan’ın Anadolu fethine müteakip yaptırdığı rivayet edilmektedir. Yapı 1938’de Adliye’ye satılmış, daha sonra 7044 sayılı kanunla Maliye hazinesinden VGM’ ye 1972 yılında tekrar intikal etmiş.

Cami 32 yıl ceza evi olarak kullanıldıktan sonra Vakıflar İdaresi tarafından restore edilerek tekrar ibadete açılmıştır

PLAN ve MİMARİ ÖZELLİKLERİ

Kıbleye göre yatay dikdörtgen şekilli cami, ortadaki kubbe yanlardaki çapraz tonozlarla örtülü beş gözlü son cemaat yerine sahiptir.

İçeride duvar payelerine oturan kubbeli kare mekân, çapraz tonozlarla örtülü yanlara doğru genişletilmiştir. Enlemesine dikdörtgen plana sahip yapı, kuzey –güney yönünde uzanan iki kemer açıklığı ile üç bölüme ayrılmıştır. Ortadaki kare mekânı örten kubbeli bölüm çapraz tonoz örtülü bölümlerden daha yüksek tutulmuştur. Yapı oldukça basık tutulmuş olup loş bir aydınlatmaya sahiptir. Bu yönüyle Selçuklu dönemi yapılarını çağrıştırmaktadır. Yapının beden duvarları oldukça kalın olup, her duvar 130 cm kalınlığında tamamen düzgün kesme taş malzeme ile inşa edilmiştir.

Kuzey yönünde beden duvarlarına göre oldukça alçakta kalan bir çevre duvarı ile çevrilip buraya bir avlu görünümü verilmiştir. Avlu içerisinde cami görevlilerine ait hücreler yer almaktadır.  Adıyaman'da abdesthanesi olmayan tek camidir. Burada niçin abdesthane olmadığına dair herhangi bir bilgi mevcut değildir. Ceza evi olarak kullandığı dönemde ise mahkumların temizlik k gidermek için yakında bulunan hamama gittiği tahmin edilmektedir. Günümüzde bir vakıf tarafından caminin kıble tarafına yaptırılan kemerli ve revaklı bölüm camiye geçmişin izleri katmış ve bir dönemin medreselerine benzeyen bir yapı ortaya çıkarmıştır. Beş gözlü son cemaat yeri kalın payeler üzerine oturan kemerler ile biri birine bağlanmaktadır. Bu kemerlerden ortadaki daha dik ve dar tutulmuş olup kubbe ile kapatılmıştır. Son cemaat yerini geçtikten sonra yapının kuzey cephesinin ortasına açılan yuvarlak kemerli bir kapı açıklığı ile asıl harim kısmına geçilmektedir.

Harim doğu – batı yönünde dikdörtgen planlıdır. Mihrap önü kubbe ile kapatılan harim’in kubbesi çokgen kasnak üzerinde yer alır. Fazla yüksek tutulmayan kubbe kasnağına sivri kemerli pencere açıklıklarına yer verilmiştir.

Kubbe doğu-batı, kuzey-güney yönlü atılan kemerlere oturmaktadır. Pandantif geçişli kubbenin pandantifleri mukarnaslar ile doldurulmuştur. Oldukça loş bir aydınlatmaya sahip olan yapı, iki katlı pencereler ile aydınlatılmıştır. Pencerelerden alttakiler içten yuvarlak kemerli, üsttekiler düz açıklıklı olup alttakilere göre daha dar tutulmuşlardır.

Yapının tek şerefeli bir minaresi bulunmaktadır. Minare son cemaat yerinin kuzey batı köşesinde son cemaat yerine bitişik olarak inşa edilmiştir. Minare kare kaide üzerinde silindirik şekilde yükselmektedir.

Minarenin silindirik gövdesi üzerinde süsleme amaçlı on adet niş yer almaktadır. Şerefe altında mukarnas yerine üçgen biçimli şekiller işlenmiştir. Minarenin doğu tarafına bakan yüzeyinde yuvarlak kemerli giriş kapısı yer almaktadır. Giriş kapısı üzerinde yer alan kitabelik kısmı boş bırakılmıştır. 

 Minare, 1308 H. / 1890 M. Yılında yıkılmıştır. Günümüzdeki minare 1890’dan sonra yapılan minaredir.[3]

Mihrap yapının güney duvarında yer alıp tamamen düzgün kesme taş ile örülmüştür. Mihrabın iki yanında süsleme amaçlı sütüncelere yer verilmiştir. Mihrabın içi mukarnaslar ile süslenmiştir. Üst kısmında bir madalyon içerisinde sekiz kollu yıldız bunun etrafında ise geometrik şekiller yer almaktadır.

Mihraptaki süslemeler yüzeysel olup oyma tekniği ile yapılmıştır.

SÜSLEMESİ:

Yapı Adıyaman camilerinin genel özelliği olan sadeliğe sahiptir. Yapının en süslü yeri güney duvarının ortasına açılmış olan mihrabıdır. Mihrap tamamen kesme taş malzeme ile yapılmış olup kaliteli bir işçilik eseridir.

 Mihraptaki süslemeler taş üzerine yüzeysel olarak oyulmuştur. Mihrabın iki yanında yer alan sütüncelerin başlıkları korint başlıklarındaki volitleri andıracak şekilde işlenmiştir. Mihrabın üst kısmında bir madalyon içerisinde sekiz kollu yıldız yer almaktadır. Bunun etrafında geometrik şekiller işlenmiştir. 

Son cemaat yerinde mukarnas dalgalı mihrabiyeler dışında kubbeye geçişi sağlayan pandantiflerin içinde yer alan mukarnaslar dışında cami oldukça sadedir. Yapıya dış cephe genel olarak baktığımızda oldukça sade tutulmuş mütevazı bir görünüme sahiptir. (Resim 2, 3 ve 4.)

Musalla Camii'ni ceza evine dönüştürüldüğü dönem hakkında bilgi veren dönemin tanıkları İlke Haber Ajansı'na verdiği demeç.

Tanıklar Musalla Camii'nin cezaevine çevrildiği dönemi anlattı

Cumhuriyetin ilk yıllarında İsmet İnönü döneminde cezaevine dönüştürülen ve 32 yıl bu şekilde kullanılan Adıyaman'daki Musalla Camii'ni anlatan dönemin tanıkları, CHP zihniyetinin daima İslami değerlere savaş açtığını söyledi.

Selçuklu Hükümdarı Alparslan’ın Anadolu’yu fethinden sonra Anadolu’ya yaptırılan ilk mescit olan Adıyaman Musalla Cami, Cumhuriyetin ilk yıllarında İsmen İnönü döneminde cezaevine dönüştürmüş ve cami 32 yıl cezaevi olarak kalmıştı. Musalla Cami, 1972 yılında yeniden restore edildi ve 47 yıldır cami olarak faaliyette.

15 Kasım 1935'te TBMM'nin çıkardığı 2845 numaralı kanunda ödenek dışında tutulan cami ve mescitlerin kapatılacağı veya başka bir şekilde istifade edileceği belirtildikten hemen sonra yüzlerce camii ya kapatıldı ya da başka bir amaçla kullanıldı.

Musalla Camii'nin cezaevine çevrildiği dönemi anlatan tanıklar, CHP'nin İslami değerlere karşı daime savaş açtığını söyledi.

O dönemde Müslüman halkın çok zor günler yaşadıklarını ifade eden tanıklar, camilerin asli fonksiyonlarından uzaklaştırılmak istendiğine vurgu yaptılar.

İLKHA muhabirine konuşan dönemin tanıklarından 85 yaşındaki Hacı Yetim, o dönemde Müslüman halkın, iktidar olan CHP'den çok çektiğini ifade etti.

Yetim "Burada eşimin dayıları cezaevindeydiler ve onları ziyarete gelirdim. Batı tarafında küçük bir pencere vardı. Oradan görüşüyorduk onlarla. Pencere çok küçük olduğundan görüşme esnasında sadece yüzlerini görebiliyorduk. O zaman buranın cezaevi olduğunu hatırlıyorum. Cezaevi olan bu yapıyı tekrar camiye çevirdiler." dedi.

"Elif- Ba okumaya gittiğimiz zaman cüzlerimizi saklardık"

Cumhuriyetin ilk yıllarında Kur'an-ı Kerim okumanın da yasaklandığı hatırlatan Yetim, "O zaman Kur'an yasaktı. Abim, Kur'an-ı Kerim'ini bizim eve getirirdi ve ben de götürüp saklardım. O zaman Kur'an okumakla birlikte hocalık yapmak da yasaklanmıştı. Anhur köyünde bir hoca vardı. Abim hocadan ders almaya giderdi. Onunla birlikte ben de ders almaya giderdim. Bizim köyde karakol vardı. Elif- Ba okumaya gittiğimiz zaman cüzlerimizi saklardık. Hoca, küçük bir odada bize ders verirdi. 10 kişi kadardık o zaman. Ders karşılığında adam başı yıllık bir teneke buğday verirdik." ifadelerini kullandı.

"Ürünlerimizi evimize götüremezdik"

Köylerinde kıt kanaat geçinmelerine rağmen ürünlerinin bir kısmının devlet tarafından alındığını dile getiren Yetim, sözlerini şöyle sürdürdü:

O zaman ekinlerimizi biçtikten sonra köy meydanına getirirdik. Devletin memurları gelir buğdayın etrafını çevirirlerdi. Biz, onlar gelmeden buğdayımızı evimize götüremezdik. Daha sonra görevli memurla gelir ailede kaç kişi varsa onlara yetecek kadar buğdayı verdikten sonra geri kalınını o günün şatlarında kuruş hesabı ile çok cüz-i bir fiyata alırlardı. Çok sıkınlar çekerdik. Şimdi ise Elhamdülillah her şey bol bol var.

O dönemki zor hayat şartlarından bahseden Yetim "18 yaşında askere gittim. Henüz sakallarım çıkmamıştı. Bizi araba ile Gölbaşı ilçesine götürdüler. O zaman kıtlık vardı. Bize 4 zeytin ile bir parça ekmek verdiler. Zeytinleri attık, kuru ekmeği yedik. O zamanlar hayat şartları çok zordu. Askerde 4 ay eğitim aldık. Askerliğim bittikten sonra eve döndüm. Hayvanlar ile ekinlerimizi toplardık. Bir ay boyunca hayvanlarla ürünlerimizi kaldırdıktan sonra tekrar buğday ile samanı ayırmak için onu dirgen ile ayırır makinayla işlerdik. 40 gün boyunca el ile buğday hasadı yaptığımı hatırlıyorum. 17 gün boyunca arpa hasadını elimle yapardım. Tüm bunları yaparken ekşimiş ayran ile biraz çorbamız vardı. Tarlada, ürünün olduğu yerde yatardık. Sabaha kalan çorbanın üzerine biraz su ekleyip tekrar içerdik." şeklinde konuştu.

"Sol görüş ne zaman gelmiş ise camileri yıkıp imam hatipleri kapatmıştır"

Müslümanların bu memlekette İslam düşmanı olan zihniyetlerden sürekli zarar gördüğünü aktaran Mehmet Kılıç (74), Müslümanların artık bu zihniyetlere prim vermemesi gerektiğini söyledi.

Gençliğinde Musalla Camii'ne geldiğini ve cezaevi olarak gördüğünü dile getiren Kılıç "Bu cami cezaevi olduğu dönemde bir köylümüz burada gardiyanlık yapıyordu. Ben o köylümüze 'Bu cami neden cezaevi yapılmış?' dedim. Bana, 'Bu camiyi CHP cezaevine çevirdi.' dedi. Sol görüş ne zaman gelmiş ise camileri yıkıp, imam hatipleri kapatmıştır. Ben çocuk iken babam ile beraber teravihe giderdim. O zaman evlerin damları düz idi ve damlarda teravih kılınırken 'Tanrı uludur.' derlerdi. Ben bu ibareyi hatırlıyorum." dedi.

"Yapılanların altında din düşmanlığı yatıyor"

Ezanın Türkçe okunduğu dönemleri de unutmadığını ifade eden Kılıç, "Menderesi, 'Türkçe ezanı aslına döndürdü' diye astılar. Ondan sonra Erbakan geldi, O'nu da asmak istediler ama başaramadılar. Sonra Özal'a aynı şeyleri yaptılar ve zehirlediler. Müslümanlar, bu yapılanları bir siyaset olarak görmesinler. Bu yapılanların altında din düşmanlığı yatıyor. Halen bu zihniyet, 'Biz kazanırsak imam hatipleri kapatırız, başörtüyü yasaklarız.' demeye devam ediyor. Televizyonlarda bu işi gündeme getiriyorlar. Bunlar gerçek din düşmanıdırlar." şeklinde konuştu.

Vatandaşların vergi korkusundan eşeklerinin ayaklarını bağlayıp üzerlerini örterek saklamaya çalıştıklarını acı dolu bir anekdot ile anlatan Kılıç, "Hatırlıyorum, bizim köyde iki koyun sürüsü vardı. O zaman İsmet İnönü başta idi. Hayvanlardan gelip vergi alıyorlardı. Vatandaş koyunlarını saklıyordu. Çünkü vergi ödeyecek durumda değillerdi. Köydeki arazilerimizi dahi iptal ettik. Arazilerimizin vergisini kim verirse araziyi ona veriyorduk." ifadelerini kullandı. (İLKHA)

 

[1] A. A. BAYHAN, F. SALMAN, M.S. BAYRAKTAR,20.Araştırma Toplantısı, I. Cilt, Ankara, 2002, s, 84

[2] Türkiye’nin Turizm Değerleri, TC. Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü, s. 54.

[3] Türkiye’nin Turizm Değerleri, TC. Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü, s.54.