Z ÖNCESİ KUŞAK


 Ömer ALADAĞ    04.12.2021 15:08:49    Bu İçerik 1736 kez görüntülendi.



İnsanlığı kurtarma ateşi,   tüm benlikleri kaplamıştı.

Çünkü bu yolun birer neferi olmak için zamanımızı, düşüncelerimizi, hayatımızı adamıştık.

Memleketi kurtarmaya niyetlenmiştik. Gece yarılarına kadar ateşli sohbetler bitmezdi. Sıcak çayların yudumlanmasına her şeyi sığdırırdık. Mütevazı şekilde birbirimize kardeşten öte davranırdık.

Aynı düşüncelerin, dünyanın misafiriydik. Ellerimizde dergi ve kitaplar eksik olmazdı.

   Tertemiz, kirlenmeden bu kervanın yürümesi için çırpınırdık.

   İçten, samimi, fedakâr, heyecanlı bir şekilde kutlu neslin dirilişi için bir aradaydık.

   Zaman çok hızlı geçmişti. Her birimiz ayrı ayrı okullar bitirmiştik. Artık isimlerimizin önünde etiketler vardı.

   Yeni bir dönem, yeni çevre,  yeni arkadaşlar, kariyerler edinmiştik.

İnsanlığı kurtarma ateşi erken sönmüştü hayatımızda.

   Birer birer dağıldık, taşındık, dağıldık ama ideallerimizde dağılmıştı.

   Davayı kucaklamadan terk etmiştik. Eski mekânlarımız tenhalaşmıştı.

   İş, eş, para tüm hücrelerimize sinmişti.

Bunlarla yaşamak tek derdimizdi.

   Artık göbeklerimiz yağ tulumu olmuştu.

   Dergi ve kitaplar bizi ilgilendirmiyordu.

  Gurbetin, hasretin, sevdanın, heyecanı kalmamıştı.

Yolumuz öksüz kalmıştı.  Çay bardağına sığdırdığımız muhabbetler bizi etkilemez oldu.

   Artık büyük insanlar olmuştuk. Eskiye ait her şey tablolara saklanan bir hatıraydı.

   Arada bir anıların tozlarını almaktan kendimizi alamazdık. Fakat heyecanımız uzun sürmezdi.

   Eski dostlar her biri ayrı âlemlerde yüzüyorlardı. İnsanoğlunun macerası böyle bir şey...

   Benliğin mimarı olamadık ama beton yığınlarının mimarı olduk.

   Çok uzaklarda kaldı, eskiye ait her şey.

   Her birimiz yeni hayatların içinde kaybolduk. Zifiri karanlıkların tenhalarında kendimiz ile hesaplaşmaya cesaretimiz yoktu.

   Üşüten yalnızlık tüm bedenimizi sarsmıştı. Melekleri düşünmez olduk.  Artık yüzleşmenin vakti gelmişti. Hatıralarla dolu beynimizi, ayaklarımız taşıyamaz oldu.

   Çünkü minarelerden yükselen ezanlar susmamıştı. Tüm ağırlığıyla her taraftan yankılanıyordu.

Bu ezanlar, vicdanlarımızı rahatsız etmeye başlamıştı.  Kendimiz ile hesaplaşmak için günde beş defa uyarılıyorduk.

   Çay sıcaklığında eriyip gitmeden, namazlığın sıcak yüzüne terk ediyoruz her şeyimizi...