SUÇLU OLAN KİM?


 Ahmet YILDIRIM    15.02.2021 12:41:20    Bu İçerik 3895 kez görüntülendi.


Malumunuz 5 Şubat 2021 Pazartesi günü memleketim olan Adıyaman’da akraba iki aile arasında çıkan silahlı kavgayı hepiniz duymuşsunuzdur. Yaşanan kavga sırasında ne yazık ki 6 kişi hayatını kaybetmiş, bu acı haber hepimizi çok derinden üzmüştü. Burada kimseyi suçlu ilan etmek niyetinde değilim. Ayrıca kimseyi de yargılamıyorum. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralı olanlara şifalar diliyor, her iki aileye ve yakınlarına da sabrı cemil diliyorum.

 İbn-i Haldun’nun dediği gibi coğrafya kaderdir. El hak doğru söylemiş üstad. Buna kimsenin itirazı olamaz. Nasıl ki bizlerin anne ve babalarımızı seçme konusunda bir irademiz olmadıysa, aynı şekilde herhangi bir coğrafyada dünyaya gelme konusunda da bir tercihimiz, bir irademiz söz konusu değildir. Lakin insanın işlemiş oldukları fiiller neticesinde meydana gelebilecek olumlu ya da olumsuz şeyleri kadere havale etmeyi, sorumluluktan kaçmak olarak görüyorum ve bu davranışı doğru bulmadığımı belirtmek istiyorum. Konuyu kaderle bağdaştırmadığım için, kader bahsini burada kapatıyorum.

 Esas konumuz geçmişten bugüne kadar bölgemizde yaşanan kan davaları ve bu kan davalara neden olan unsurlar. Bunlar üzerinde biraz durmak istiyorum. Malumunuz kan davaları nedeniyle neredeyse çevremizdeki hemen hemen her aile veya bir yakını benzer acıları yaşamış veyahut şahit olmuştur. Buna benzer acıların sonlandırılması ve bir daha yaşanmaması için şimdiye kadarki hükumetlerin bölgenin sorunlarına yeterince alaka olmadıklarını gördük, görüyoruz. Hükümetlere bağlı olan yetkili yerel kurumları da maalesef bu konuda hiç bir proje sunmadılar. Kamuoyunda bölgenin ekonomi, siyasi, eğitim, sağlık ve diğer sosyal sorunlarının iyileşmesi için gerekli olan hassasiyetleri göstermemişlerdir. Fakat siyasetçilerin yaptıkları bir gerçek var ki onu da inkâr edemeyiz. Yaptıkları tek şey her olaydan sonra gidip mağdur ailelere başsağlığı ziyaretlerinde bulunmaları olmuştur. Bunun dışında başka bir katkıları görülmemiştir. Ülkemizdeki en büyük sorunların başında ekonominin ve eğitim sorununun olduğu bilinen bir gerçektir. Ne ekonomiyi iyileştirmek ne de eğitim kalitesini yükseltmek için yaptıkları hiçbir çözümleri olmamıştır ülkemizin yöneticilerinin.

Bu nedenle insanların çoğunun eğitim düzeyi ilkokul düzeyinde kalmıştır. Birçoğunun aldığı eğitim daha ileri gitmiyor. Aldıkları eğitim de köy ortamında verilen eğitimse varın gerisini siz düşünün artık. Unutmadan şunu da hemen belirtmek istiyorum. Gerçekten bizim memleketin çocukları zeki ve çalışkan çocuklardır. Ama ne yazık ki çoğu ekonomik şartlar nedeniyle ilkokul dışında okuma imkânı olamıyor. Birçoğu ailesine maddi katkı sağlamak için okul okumak yerine çalışmak zorunda kalmıştır. Daha çocuk denecek yaşlarsa iş bulmak için Bursa, İzmir ve İstanbul gibi metropol şehirlere gidip çalışmaya mecbur bırakılmışlardır. Soruyorum sizlere. Sizce insanları buna mecbur eden nedenleri düşünen bir yetkili, bir yönetici ya da bir siyasetçi var mıdır acaba? Bakın size buradan vereceğim bazı istatistiki bilgilerle ülkemizin ne kadar vahim bir tabloyla karşı karşıya kaldığını görmenizi istiyorum. İşte size bazı nedenler. Resmî kurumlar tarafından yapılan hesaplamalar ve eğitim kurumlarının vermiş oldukları resmi bilgilerdir. Bizim ülkemizde kişi başına düşen milli gelir ortalaması 4600$ dolar iken Avrupa’da kişi başına düşen milli gelir ortalama 50.000$ dolardır. Eğitim düzeyinde ise dünya genelinde 137 ülke içerisinde 99’uncu sırada yer alıyoruz. Bu tablo karşısında gerçekten söyleyecek bir şey bulamıyorum? Peki toplum olarak biz buna müstahak miyiz? Bunun cevabını da siz verin.

Bir ülkede yanlış politikalar yüzünden vatandaşlar perişanlık içerisinde yüzüyorlarsa elbette bunun sebebi de o ülkeyi idare eden hükümetlerdir. Ülkeyi yöneten kim veya kimlerse, onlar hesap vermelidirler. Çünkü nereye, ne kadar bütçe ayrılacağını belirleyen hükûmetlerdir. Burada eleştirilerimi yaparken, hiç bir hükumeti ayrı tutmadan yapıyorum. Yapılan bu yanlış politikalar nedeniyle, cumhuriyet tarihinin ilk hükümeti de dahil olmak üzere, istisnasız bütün hükumetleri sorumlu tutuyorum. Tüm bunları niye anlatıyorsun ne alakası var diyebilirsiniz. Ali Şeriati’nin Dine Karşı Din Kitabının 117. Sayfasında, İslam Peygamberinin ve Ali’nin  yetiştirdiği en  mükemmel şahsiyetlerden olan Ebuzer’in şu sözlerini bizlere aktarır. “Fakirlik bir kapıdan içeri girince din öbür kapıdan dışarı çıkar. Diyor Ebuzer. Aslında Ebuzer bu sözleriyle şu mesajı vermek istiyor. Bir yerde bu iki illet varsa bunlar cehalet ve fakirliktir. Her iki cihanda İnsanların mutluluğuna engel bu iki illet olmuştur. Bu illetten kurtulamadıkları müddetçe O toplumun refaha kavuşması beklenemez. Bunlarla mücadele etmek için güçlü bir iradeye ihtiyaç vardır. Bu irade kınayıcıların kanamasından çekinmeden sonuna kadar bütün yanlışları ortadan kaldırmak için mücadele etmelidir. Bunu yapmadıkları takdirde bu topluma yapacaklar en büyük kötülüğü yapmış olurlar. Allah katında da sorumlular. Tabi burada her birimiz bireyler olarak bir parça sorumlu olduğumuzu belirtmeden geçmeyeceğim…

 Not: Bu konu için gecikmiş bir yazı olarak düşünenlere hak veriyorum. Yalnız yaşanan acı hadiselerin üzüntüsünü üzerimizden atmanın kolay olmadığı sizlerin de bildiği bir gerçektir.