NEREDE O ESKİ RAMAZANLAR ?


 Ferit Gölgül    07.05.2019 14:08:18    Bu İçerik 119 kez görüntülendi.


 Ramazan'ın gelişiyle beraber sürekli duymaya başlarız bu cümleyi:   “Ah nerede o eski ramazanlar”. Hatta bazen gençler bile eskiye dair bir özlemle iç çekerek kullanır aynı cümleyi. Eskiye dair derin bir özlem var herkeste. Sürekli Ramazanlar değişti deriz. Acaba değişen Ramazan ‘mı yoksa biz miyiz?  Evet değişen Ramazanlar değil biziz ! Toplum olarak, insanı insan eden birçok kültürel veya dini adetten uzaklaşıp, maddeye bağlı monoton bir hayata giderek daha sıkı sıkı sarıldığımız için özellikle kültürel olarak eskiden var olan ve birçok güzel davranış barındıran Ramazan adetlerini terk ettik ve bu adetler artık tamamen ortadan kalkmış durumda.  İnsanları birbirlerine karşı kardeşliğe, saygıya ve sevgiye teşvik eden bu adetler ortadan kalktıkça eski ramazanların ve bayramların tadı da, mazide kalmış özlenen bir hatıra olarak kaldı…

   Bu eskiyi her daim yâd ettirip gönüllerde buruk bir tat bırakan ve dillerden “Ah nerede o eski ramazanlar” cümlesinin dökülmesine sebep olan bazı eski Ramazan güzelliklerini anlatalım:

   Eskiden Ramazan Davul ile başlar ve anlamlı maniler ile kurulurdu sahur sofraları. Büyük bir heyecanla açılırdı evlerin lambaları, şimdi ise insanlar davulcudan rahatsızlık duyuyor. Durum böyle olunca da bunun yerini artık telefonların alarmları aldı. Ramazan davulu geleneği de günden güne yok olmaya doğru gidiyor.

   Eskiden Ramazan ayı geldiğinde komşular ve akrabalar arasında karşılıklı davetler olur birlikte iftar yapılırdı. Böylelikle her gün bir evin sofrası zenginleşirdi. Artık Ramazan geldiğinde eskisi gibi insanlar birbirini davet etmiyor ve komşuluk ilişkileri de bu sebeple daha yapay hale gelmeye başladı. Paylaşımın kısıtlı olduğu bir çevrede insanlar birbirinin kapısını çalmadan Ramazan ayını geçirmeyi tercih ediyor. Bayram tatilinde bayramlaşmanın ve büyükleri ziyaret etmenin yerini ise tatil planları aldı…

  Eskiden Ramazan’da ilk defa oruç tutmaya başlayan çocuklar büyükler tarafından hediyelere boğulur böylece oruç tutmaya teşvik edilirdi. Tüm gün oruç tutamayacak yaştaki çocuklar için oruç öğle vaktinde açtırılırdı. Şimdi ise bu davranışlar yok denecek kadar azaldı.

   Eskiden Ramazan’ın en güzel geleneklerinden biri de Zimem Defteri denilen uygulama idi. Yardımlaşmanın önemine vurgu yapan bu uygulamada zengin kişiler esnafların dükkânlarına uğrar ve veresiye defterlerine bakıp, bu defterde borcu olan durumu iyi olmayan kişilerden birinin borcunu rastgele seçip silerdi. Böylece ne borcu silen ne de borcu silinen bu iyiliğin kime ve kim tarafından yapıldığını bilmezdi. Şimdi ise zenginler yaptıkları iyilikleri sadece reklam getirisi varsa yapmaya başladılar.

   Eskiden İftar çadırları, evlerinde çorba kaynatacak durumu olmayanlar boynu bükük kalmasın diye kurulurdu. Bu mübarek ayda herkesin karnı doysun istenirdi. Ama şimdi iftar çadırları siyasi arenaya ve turistik gezi objesine dönüşmüş durumda.

Eskiden bayramlarda büyükler ziyaret edilir ve bayramlaşılırdı. Çocuklara harçlık verilirdi. Çocuklar bayram için alınacak kıyafetleri ve ayakkabıları ayrı bir heyecanla beklerdi ama artık bunların bir önemi kalmamaya başladı. Çünkü sürekli bir alışveriş hali olması bu heyecanın önemini yitirmesine sebep oldu. Bu sebeple bayramlık kavramı da kalmamaya başladı.

  Toplumumuz, sistemin teşvikiyle sürekli batıyı taklit etmeye ve batılı gelenek görenekleri çağdaşlık gibi görmeye başladıktan sonra, kültürümüze ve dinimize ait birçok güzel gelenek ve davranışı maalesef terk etti. İnsanımız batıyı taklit etmekle mutlu olacağına ve refah içinde yaşayacağına inandırıldı ama maalesef insanımız batının adetlerinde hiç bir zaman huzur bulamadığı gibi geçmişinden gelen ve insanı insan eden kültürel değerlerinden de oldu.

Her şeyi düzeltmek için hala geç değil. Burada sadece bir kaçından bahsettiğimiz bu güzel adetlerimizi, kültürel mirasımızı tekrar canlandırabilir ve biz de bu gelenek görenekleri çocuklarımıza miras olarak bırakabiliriz.

Allah'a emanet olun…