RAMAZAN-I ŞERİFİ KARŞILARKEN


 Mustafa Yetiş    04.05.2019 15:21:22    Bu İçerik 420 kez görüntülendi.


 

 

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için ORUÇ, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. (Bakara Sûresi 183)

Bizleri bir Ramazan’a daha ulaştıran Allah’a hamdolsun. Bu mübarek ayda ibadetlerini hakkıyla yerine getiren, hayır hasenatlardan geri durmayan, Ramazan’ı fırsat bilerek kendi eksikliklerini gideren kullarından eylesin…

Bu vesileyle Adıyaman Basın sayfasındaki ilk yazımızın bu aya denk gelmesi ve sizlerle buluşmamız da ayrıca bizi sevindirmiş bulunduruyor.

Müntesibi bulunduğumuz İslam dininin şartlarından olan Orucu ne kadar idrak edip hakkını veriyoruz acaba? Bu mübarek ayda şöyle bir geriye doğru hesap yaparak kendimize bundan sonraki hayatımız için ne kadar çeki düzen veriyoruz? Eski zamanlara göre orucun kıymeti ve oruç tutanların oranı nasıldır? Oruç ayı Ramazan’da yeterince hayır hasenat yapıyor muyuz? Hayır hasenatlarımız sadece Ramazan ayı için midir? Tüm bu sorulara Ramazana saatler kala bir cevap bulamamışsak veya bir tefekkürümüz ve hesabımız yoksa bu ayı idrak etmemizde bir eksiklik bırakacaktır.

İnsanın hayatı bir bütündür ve Allah kıyamet gününde hayatımızın her saniyesi için bizden hesap soracaktır. Dolayısıyla hangi zaman dilimlerinde, hayatımızın hangi aşamalarında ne yapmış isek bizden mutlaka bunun hesabını soracaktır. Ancak bazı zaman dilimleri vardır ki adeta oyun oynarken kazandığımız bonuslar gibidir. İşte bu zamanlardan bir tanesi de oruç ayı Ramazan ayıdır.

Yüce kitabımız Kuran bu ay içinde indirilmiştir.

“(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği RAMAZAN ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu ORUÇla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.”(Bakara Sûresi 185)

Dolayısıyla hidayet rehberi ve Hak ile batılı birbirinden ayıran Kuran ise, oruç tutmak ve hakkını yerine getirmek de Hakk tarafta olmanın ve batıldan uzak durmanın işaretlerinden biridir.

“Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamd edenler, ORUÇ tutanlar, rükû’ ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele.” (Tevbe Sûresi 112)

Oruç ile beraber tevbe etmek, Allah’tan af ve mağfiret dilemek…

Yani “Ey Rabbimiz, bizler senin günahkâr kullarınız. Hata ve günahlarımız çoktur. Bizlere Ramazan gibi bir fırsat verdin, bizler de bu fırsatı değerlendirerek Tevbe ediyoruz. Eksik ibadetlerimiz var, onları biliyor ama şu ana kadar kendimize bir çeki düzen vererek hayatımızı Allah ve Resulünün bizler için çizdiği bir şekilde devam ettirmiyoruz.

Hamdımız kalmadı, nimetlerine karşı nankörlük ediyoruz, verdiğin her bir şeyi biz kazanmışız ve bizim daimi malımızdır diye düşünüyoruz. Onun için verdiğin her bir nimete hamd etmek yerine, nankörlük ederek ve gözümüz doymazcasına daha fazlasını istiyoruz. Faiz, haram, yalan her bir ticaretimize, işimize bulaştı. Kanaat kelimesini bizler unuttuğumuz gibi çocuklarımıza da asla öğretmedik. Onun için maalesef hamd, şükür ve kanaatten uzak bizim eserimiz olan bir nesil yetiştiriyoruz. Sonra da bu nesil niye böyle yetişiyor diye başka suçlu arıyoruz.

Namazlarımızda gevşek davranıyoruz. Hele de insana zor gelen o sabah namazını uykumuzdan ferağat edemediğimiz için kılmıyoruz, uyku bizim için daha tatlı geliyor. Çocuklarımızı sabah namazına kaldırmak şöyle dursun namaz kılıp kılmadıklarını bile kontrol etmiyor, daha küçükken onlara namazı sevdirmiyoruz. Allah için kılınan namazın, yapılan secdelerin bizleri muhafaza edeceğini çoktan unutmuşuz.

Bizler senin bize emrettiğin her bir şeyi yapmadığımız için bunu başkalarına da anlatmıyoruz. Herkes kendi hesabına göre davranır ve hesaba çekilir diyoruz. Hâlbuki emirlerinin hepimizi bağladığını ve tebliğ vazifesinin üzerimize farz olduğunu unutalı yıllar oldu. Dünya meşgalesi bizleri o kadar sarmış ve dünya bize o kadar tatlı geliyor ki zamanımızdan, ailemizden, uykumuzdan, rahatımızdan, maddiyatımızdan fedakârlık yaparak “iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar” emrini başkasına hep havale ediyoruz. “Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın” ayetinin muhatabı olduğumuz aklımıza bile gelmiyor.

Ve “Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlar” olmadığımızın farkında olduğumuz halde kılımızı kıpırdatmıyor, hayatımıza dünya tatlığı ve zevkleri içinde devam ediyoruz. Çünkü bunu yaptığımız an bu sınırlar bizim menfaatimize engel olacağı, ya da bu sınırlar çiğnendiği halde karşı çıktığımızda nemalandığımız yerlerden rızkımızın kesileceği korkusuyla Hakk olanı söylemekten ve yaşamaktan çekiniyoruz.

Aile efradımızdan bu dünyada ve Ahirette sorumlu olduğumuzu unutmuşuz. Onlardan dolayı hesaba çekileceğimiz idraki bizden gitmiş. Hâlbuki ailemize İslami bir yaşantı ve peygamberin ahlakını öğretmediğimizden dolayı onlar ahirette bizim yakamıza yapışacaklar.

Hayatımız genel manada böyle olduğundan dolayı gidişattan hep başkalarını sorumlu tutuyoruz. Ne yazık ki kendimize çeki düzen vermeye kalkmıyor, bundan da memnunmuşuz gibi davranmaya devam ediyoruz.”

Peki ne yapmalı?

İşte yukardaki ayet ışığında temas ettiğimiz bu durumlarımızın hepsini hayatımız içinde gözden geçirmeli, bu mübarek ayı fırsat bilerek, tevbe istiğfar ederek kendimize, ailemize, çevremize bir çeki düzen vermeliyiz. Bu mübarek ayda öyle güzel alışkanlıklar edelim ki, bunları yılın diğer onbir ayında da devam edelim.

Yüce Rabbimiz bizlere bu mübarek ayda bu şuuru versin, Kur’an’ı okuyan, peygamberin hayatını öğrenip pratikte sünnetini yaşayan, hayatında ne kadar kirli ve İslam dışı görüntü ve yaşayış şekli varsa bunlardan kendini arındıran, iyiliklerde yarışan kullarından eylesin.

“Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terketmezse,  Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez.” (Buhârî, Savm 8, Edeb 51)

“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21). Oruçlarını hakkıyla yerine getirenlerden eylesin…

Toplumumuzda maalesef gün geçtikçe oruç tutanların sayısı azalmakta, otuç tutmayanlar da hiç çekinmeden açıktan yeme ve içmelerine devam etmektedirler. Bu durum hakikaten İslam’ın toplumumuzda ne kadar zayıfladığını göstermektedir ki, bu da Allah muhafaza kötü bir akıbete hızla yaklaştığımızı göstermektedir. Oruç tutma bilincini çevremize aşılayalım. Bu ibadetin ehemmiyetini ve Allah katındaki değerini insanlarımıza güzel bir şekilde anlatalım. Yoksa Allah muhafaza Allah’ın gazabından ve azabından bizler de nasibimizi alırız.

“Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. Oruçlular nerede? diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez.” (Buhârî, Savm 4; Müslim, Sıyâm 166.)

Ramazan ve Oruç ile ilgili bir diğer durum da şudur ki, Yüce Allah bu ayı nefsi terbiye edici olarak bize bahşetmiştir. Bizler de maalesef tam tersi olarak iftar ve sahurlarımızı öyle bir hale getirmişiz ki, terbiyeyi bırakın, nefsi azdırmak için elimizden geleni yapıyoruz. İftar vakti geldiğinde adeta ipinden kopmuş azgın bir duruma getiriyoruz nefsimizi. Bu duruma da dikkat etmeli sade bir sofra ile iktifa etmeliyiz.

Ayrıca iftar sofralarımıza fakirleri davet edelim veya çevremize vereceğimiz lüks ve şatafat içindeki iftar yerine birkaç fakir ve muhtaca yardımlarda bulunalım. Bunu da bizzat kendimiz değil, bu işlerle ilgilenen vakıflarımız aracılığı ile yapalım…

Tekrardan Ramazan-ı Şerifinizi tebrik eder, hakkıyla idrak edenlerden olmamızı Yüce Rabbimizden niyaz ederim…

“Şüphesiz Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, ORUÇ TUTAN ERKEKLERLE ORUÇ TUTAN KADINLAR, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, İŞTE ONLAR İÇİN ALLAH BAĞIŞLANMA VE BÜYÜK BİR MÜKÂFAT HAZIRLAMIŞTIR.” (Ahzâb Sûresi 35)