HAYDİN KÖYÜMÜZE GERİ DÖNELİM


 Ahmet YILDIRIM    04.10.2023 00:40:17    Bu İçerik 139 kez görüntülendi.



Nerede o eski günler. Köyde yaşadığımız o dönemlerde insanların yaşantıları sade ve doğal bir süreç içerisinde akıp giderdi. Herkes kendisine ait olanıyla mutlu ve huzurlu bir hayatı yaşamaya çalışırdı. İşte böyle sade bir ortamda yetişen çocukların fıtratı da temiz olurdu. Böylesi bir ortamda büyüyen çocuk iyi bir birey olarak o toplumun bir parçası olurdu. Dolayısıyla çocuk küçük yaştan itibaren gelişim çağına gelene kadar bulunduğu ortamın karakteri ile kişilik gelişimini de tamamlamış olur. İşte böyle aklen ve fikren kirletilmemiş bir ortamda çocuğun örnek alacağı insan ya kendi aile bireyi ya da kendisinin bulunduğu ortamın kültür ve ahlakından beslenerek ahlak ve karakterini oluşturur. Bunun dışında çocuğun örnek alacak seçeneği yoktur. O devirde köylerde TV, internet ve sosyal medyanın olmadığı bir dönemden bahsediyorum. O dönemlerde dünyada neler olup bittiğinden haber alma şansın yoktu. Hatta kendin bağlı bulunduğun şehrinde bile olup bitenleri bir iki ay sonradan ancak haber alabiliyorsun.

Dolayısıyla bir başka yabancı kültürü ve hayat tarzını özenme onu kendi yaşam tarzı halinde getirme imkânın olmazdı. Malumunuz o zamanlar internet başka bir deyişle sosyal medya denen bir bela da yoktu. Doğal olarak insanlar boş vakitlerinin büyük bir bölümünü aile ve akrabalarıyla birlikte geçirirlerdi. Bu tarz bir hayat insanların birlikteliğini akraba ve komşuları ile bağlarını daha da kuvvetlendirirdi. İnsanlar aranasında güven ve huzur daha fazla olurdu o zamanlar. Peki şimdi durum nasıl?

Gelin şimdi etrafımıza bir göz atalım.  İnsanların ne hallerde olduklarını göreceksiniz. Özellikle de gençlerin neler yaşadıklarına şahit olacaksınız. Aslında bunlar yaşça gençler, daha on sekiz yirmi yaşlarındalar. Ama ruhen ve fikren çok yaşlı bir insanın durumu gibi bir halleri var. Onlar ile konuştuğunda dersin bu insan yetmiş doksan yaşında bir insan gibidirler. Hayatta gelecekle ilgili hiçbir umutları kalmamış bir gençlik bulacaksınız karşınızda. Bunlar tek başına kendi odasına kapanıp dünya ile alakasını kesip kendine göre bilgisayarda kendine yeni bir dünya kuruyorlar.  Peki bu insanları bu hallere getiren kim? Bunun sorumlusu biz ebeveynler miyiz, toplu mu, yoksa sistem mi? Bence bunların hepsi de sorumludurlar bu konuda. Bu suçu tek birilerine yüklemek adil olmaz. Burada önemli olan şudur insanlar bu duruma düşmeden gerekli olan önlemleri alabilmektir. Başta biz aileler olarak görevimizi yapmadığımız takdirde zehirli olan ağlar ve onların vasıtaları kullanarak bizlere ait olan inanç de değerlerimizden uzaklaştırırlar.

 Bu vasıtalar yüzünden hepimiz birbirilerimize yabancılaştık. Akrabalar arasındaki ziyaretleşmeleri bitirdi. Dost ve arkadaşlığı yok etti. Hastayı ziyaret etmeyi hayatımızdan çıkardık. Kısacası o eski ki tüm güzel olan hasletleri unuttuk. Bunların yerine elimize bir tablet ya da bir telefon alarak bütün zamanımızı buna verdik. Bize ait olan bir şey bulamadık. Her şeyi burada aradık. Fakat aradığımızı da bulamadık. O zaman haydi köyümüze geri dönelim diyorum.

Fakat köye tekrar dönüş çare mi acaba diye düşündüm. Ancak bununda çare olmadığını anladım. Çaresi tekrar özümüze ve sözümüze geri dönmemiz. Özümüz bizim benliğimiz kendi manevi varlığa dönüştür. Söz ise Kal-u Bela'da verdiğimiz sözdür. O halde verdiğimiz söze sadık kalmalıyız. İşte o zaman bizim de söz söyleme hakkı doğar. Bizde Muhammed İkbalin dediği gibi "dini düşüncenin yeniden inşası için" yeni bir gençliğin inşası için Kur’an ahlakına, Peygamber ahlakına geri dönmeliyiz. Bunu hayatımızım her alanında yaşamak ve yaşatmalıyız ki kaybettiğimiz bütün güzel hasletlerimiz yeniden ihya edilsin. Bunu ne zaman başarabiliriz? Biz Müslümanlar olarak bu görev bilincine vardığımızda o zaman başarırız