BİR RÜYA, BİR DERS, BİR HİKMET


 Ahmet YILDIRIM    24.07.2023 09:11:27    Bu İçerik 189 kez görüntülendi.



O gün çok düşünüp yormuştum zihnimi. Üst üste yığılmış Kaf Dağı kadar büyük sorunların olduğu, aciz kaldığım kendi çaresizliğimi düşünüyordum. Boşa geçmiş günlerimi, bugünü, yarınların nasıl geçeceğini tefekkür edip büyük hayallere dalmıştım.  Ama bir taraftan da zihnimin çok yorgun olduğunu fark ettim. Bundan dolayı da tüm bu derin meseleleri olduğu gibi yerinde bırakıp yatağa uzanmıştım. Böylece dalıp uyuya kalmıştım. Ama ne kadar uyuduğumu bilmiyorum. Bir anda kendimi bambaşka bir ortamda, farklı mekân ve mevkilerde, büyük meseleler içinde buldum. 

Belki de o gün ki zihin yorgunluğunun vermiş olduğu bilinçaltı düşünce ve hayallerimin etkisi olsa gerek ki o gece bir rüya gördüm. Rüyamda ben başka bir ülkede yaşıyordum. Çok güzel bir ülke idi. Halkı zengin hali vakti yerindeydi bu toplumun. Herkesin yaşam koşulları bir birbirine yakın bir haldeydi. Gayet sakin bir ülke idi. Ama neden ise bu ülke de insanların okuma yazma oranı çok az idi. Tüm bunların yanında bu halk inançlı bir halktı.  Ama pratikte inancın hiçbir geçerliliği yoktu. Kısacası din sadece Kur’an’ın içine hapsedilip kimlik Müslümanı olduklarını şahit olmuştum. Ama dünyevi olarak keyfine düşkün çok rahat insanlardı. Sosyal hayatta yaşamları ise adeta seküler ve batı ayarında bir ülke idi. Halkın inanç değerlerinin bir önemi kalmamıştı. Ahlaki yozlaşma had sayfasındaydı.  

Sosyal ve siyasal olarak ülke geleceğine dair hiçbir ümit görünmüyordu.  Devletin birçok kademesinde rüşvet ve yolsuzluk neredeyse aleni yapılıyordu. Kısacası rejim, halkın bütün maddi ve manevi olarak kazanımlarını gasp edip halka baskı yapıyordu. 

İşte böyle bir ülkede babam Genel kurmay başkanı olmuştu. Rahmetli babam çok inançlı ve adil biriydi. Halk tarafında çok seviliyordu. İnsanlar ona çok güveniyorlardı. Bir gün ona sormuştum; Baba sen ne yapıtın ki bu insanlar sana bu kadar güveniyorlar? Bana şu cevabı vermişti; “Bu halk da biliyor ki ben onları da en az senin kadar sever ve onların haklarını korurum. Bundan dolayı bana güveniyorlar.” Fakat Babamda ülke yönetimin yanlış uygulamalarından rahatsızdı. Bunu zaman zaman dile getiriyordu. Çünkü devletin birçok uygulamaları tamamen halkın istemediği uygulamalar idi. Sistem halka her gün yeni dayatmalar, baskılar dayatıyordu. 

Tabi babamın rahatsızlığı da gün be gün artıyordu. Ülkenin yanlış gidişatını zaman zaman bizler ile paylaşıyordu. Bir gün babam beni yanına çağırdı ve şöyle dedi; “Oğlum bu gece yanımdan ayrılma.” Benimle beraber kalmayı istemişti. Çok önemli bazı gelişmeler olabilir düşüncesiyle o andan itibaren babamın yanında ayrılmadım. Çok geçmeden askerler ülke idaresine el koyduklarını TV kanallarında ilan ediyorlardı. Hemen babama ulaşıp ülkede neler olduğunu sordum? Oda bana işin bütün detaylarını anlattı. O gece babam birkaç asker arkadaşıyla birlikte yönetime el koyduklarını, tüm resmi kurumları askerler tarafından çepeçevre kuşattıklarını öğrenmiş oldum. Ülkenin her tarafında askerler iş başındaydı. Fakat gelen haberlere göre ülkenin bazı bölgelerinde yapılan askeri darbeye karşı bir başka askeri gurup da yeni bir askeri darbe yapmışlardı. Bundan dolayı da ülkede yer yer askeri çatışmalar devam ediyordu. Giderek karşı cephedeki askerler ülkedeki önemli mevzileri tek tek ele geçirmişlerdi. 

Gidişat hiç de iyi görünmüyordu. Bu iki askeri gurup arasındaki çatışma üç gün devam etti. Tabi ki bu arada ben de babamın yanından hiç ayrılmadım. Gidişatın hiç de iyi gitmediğini babamın askeri komitesi de anlamıştı. Babam ve askeri komitesi oturup bir karar alacaklardı. Bende artık o askeri komitede bulunuyordum. Sırasıyla herkes konuşup kendi fikirlerini beyan ettiler. Çoğunluk şu görüşü savundu; “Direnelim, askerler ile silahı bırakmadan gerekirse silahlı çatışma da olsa, her ne pahasına olursa olsun direnelim.” Babam biraz düşündü ve oturduğu yerden doğruldu, çok zor bir karar aldı. Şöyle söze başladı; “Bu olayın tüm sorumluluğu bana aittir, askerlere emir verip silahlarını bırakıp geri çekilmelerimi isteyeceğim. Bununla alakalı hiç kimse suçlanmayacak ve ben teslim olacağım, kanun karşısında tüm sorumluluk bana aittir. Tüm emir komutayı ben verdim.” diyerek orada bulunan askerleri ikna etti. Ve taraftarı olan bütün askerlere silahları bırakıp kışlaya geri çekilmelerini emretti. Yazının devamı daha sonraki yazıda yayınlanacak inşallah.