KUR'AN'IN YAKILMASINA MI YOKSA ÜMMETİN BU HALİNE Mİ ÜZÜLELİM?


 Ahmet YILDIRIM    30.01.2023 13:56:00    Bu İçerik 707 kez görüntülendi.



Geçen hafta İsveç te aşırı sağcı Rasmus Paludan adında rezilin biri devletin resmi polisli koruması altında bütün dünyanın gözü önünde Müslümanların kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerimi yakmasına bütün dünya şahit oldu. Hemen akabinde bu kez de Hollanda'da gene aşırı sağcı biri, polis koruması altında Kur'an-ı yaktı. İki gün arayla ayni şekilde Danimarka'da Kur'an-'ı Kerim’i ateşe verdiler. Üstelik bu adamlar kendi yüzünü ve kimliklerini gizlemeden basını çağırıp, kameraların karşısında İslam’a ne kadar düşman olduklarını göstermiş oldular.

 Görüldüğü gibi bir taraftan üç beş insana benzeyen yaratık adam var ve diğer taraftan ise bir buçuk milyar Müslüman nüfusa sahip olan bir topluluk var. Gerçekten bu topluluk var mı yok mu burası ciddi bir şekilde tartışılmalı bence. Şayet böyle bir kalabalık bir topluluk varsa neden kimse bu topluluğu kale almıyor? Neden bu toplumun bir bağlayıcılığı yok? Neden bu topluluk kendi içlerinde birliktelik yok? Böylesi yüzlerce yanlışın ve dinde olmayan uygulamanın olduğu bir toplumda hangi güçten ve kudretten söz edebiliriz. Sayıların çokluğu ile övünen varsa burada yanıldıklarını düşünüyorum.

Şayet sayıların bir önemi olsaydı kendini bilmez üç beş kişi cesaret edip de bugün bir buçuk milyar Müslümanın gözlerine bakarak Kur'an-ı yakmaya cesaret edemezlerdi. Onlar da biliyor ki Müslümanlar kendi aralarındaki ihtilaflar nedeniyle Kur'an ve sünnette kulak verip ona zaman ayıracak ne vakitleri nede böyle bir dertleri zaten olmaz.  Kur'an-ı koruma diye bir dertleri de yoktur. Fakat şunu inkâr etmek haksızlık olur. Bildiğiniz gibi birçok Müslümanın evinde Kur'an-ı Kerim var. Ve onu çok güzel bir örtü ile sarıp ya da bir çantaya koyup ona hürmeten odanın kıble tarafına duvara yüksekte asarlar. Onlara göre bu Kur'an'a verilen en büyü değer bu şekilde Olur. Ve böylece Kur'an-ı da çok iyi bir şekilde korunmuş oluyorlar. Hâlbuki bu şekil Kur'an-ı kerime haksızlıktır, onu haps etmekten başka bir şey değildir bu. Elbette biz Müslümanlar Kur'an-ı Kerimi her ne şekil olursa olsun onu korumak zorundayız. Ona saygısızlık yapmayı, ya da hakaret etmeyi asla müsaade etmemeliyiz. Ama bu koruma sadece onun Mushaflarıyla sınırlı kalmamalı.

Onu yani Kur’an'ın bütün hükümlerini bizim hayatımızı koruyacak şekilde bizim her anımızı ve her yerde sinelerimizde, zihinlerimizde hâkim olmalıdır. Ve topluma can veren hayat rehberimiz olsun ki toplum onunla değer kazansın. Bu olursa ümmet ihtilafa düşen meselelerde kendi aralarında ki düşmanlığın da önü kesilmiş olur. Kısacası Onu hayatımızın merkezine koymalıyız ki hem birey hem, aileyi ve toplum ancak onunla ruh bulur, onunla ayağa kalkar, onunla dirilir ve diriltir. Bakınız geçmişte bizim şu anki durumumuzda olan bir toplum için Allah onların uyanmasın için Hz. Muhammed’e ne buyurmuş!! 'Ey bürünüp sarınan (Resulüm) Müddessir.1 Ayet                                        Kalk ve insanları uyar. 2 Ayet Burada o toplumun uyarması için Allah Hz Muhammed’e görev veriyor o toplumu uyarmak için. Kur'an ile o toplumu uyarıp ayağa kalkmasını Hz. Muhammed’e bildiriyor. Ey Resûlullum seni örten, senin etrafını saran hangi örtü ve engel varsa onlardan sıyrıl ey Resulüm ayağa kalk diyerek Resûlullah’ı uyarmıştı. Ve ondan sonra Hz Muhammed O toplumu kur’anı Kerimin rehberliğinde cehaletten aydınlığa çıkarmıştı. Ve ondan sonra o toplum asrı- saadet olarak atılmıştır. Ve bu güne kadar bu isim ile anıla geliyor.

Bu güne gelirsek toplum olarak bizim O günkü cahiliye döneminde eksik bir yanımızı olduğunu sanmıyorum. Öyle ise bizleri de  birileri uyandırması lazım gelmez mi? Bunu kim yapacak? Bundan sonra bir peygamberin gelmeyeceğine göre bu görevi kendini Müslüman kabul eden herkes bunu yapmaya mecburdur. Fakat bizim uyandırması biraz zor ve zahmetli olur. Neden derseniz çünkü her birimizin üstünde beş on tane örtü varda odan ondan dolayı uyanmamız zor olur. Onun dışında kendimizi mağaraya hapis etmişiz ve mağaranın önünde kalın duvarlar örmüşüz ve bu duvarları yıkmak pekte kolay olmaz.

Dolayısıyla elbette Kur'an'ın yakılmasına üzüleceğiz ve bu şekilde saldırılara engel olmak için ne gerekiyorsa onu yapmak biz Müslümanların görevidir. Tabi ki Ona saygı ve sevgisini kalbimizde korumalıyız. Öbür taraftan Onun koruyacak Allah'tır bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ama daha ziyade korunması gereken bu ümmetin birliği ve beraberliğidir. Ama üzülecek bir şey varsa oda bu ümmetin perişan halde olmasıdır.  Düşünün bu ümmetin her gün yüzlerce gençleri yakılıyor ya da sakat bırakılıyor. Aynı şekilde bin bir zehir cesediyle insanlarımızı zehirliyorlar. Bunu da özellikle gençleri seçiyorlar. İslam dünyasında bunlar yaşanırken, kendini bilmez aptalın biri Kur'an-ı yakmış biz buna mı yanalım yaksa her gün yanan yüzlerce gencecik insanlara mı? Tabi ki hem Kur'an-ı hem de insanlar korunması için yapılması gerekenleri yapmak hepimizin vazifesidir. Öyle ise herkes kendine düşeni yapsın ki hiç kimse Kur’an-ı yakma cesaretini kendinden bulmasın. Şayet bizler bunu yapmasak daha çok Kur'an-ı ateşe verirler. Daha çok canımız yanar. Ama öncelikle üstümüzde ki ürünleri bir tarafta atmamız lazım ondanda herkes içinde bulunduğu mağaradan çıkarılsın. O zaman biz mağaradan nasıl çıkabiliriz? Mağarada olduğumuza inandığımız gün!