Reklamı Geç
Advert

Kolonyalizm & Postkolonyalizm

 

    Kolonyalizim, yani sömürgecilik. TDK Güncel Türkçe Sözlüğü’ nde şöyle açıklar:  “Genellikle bir devletin başka bir ulusu, devletleri, toplulukları, siyasal ve ekonomik egemenliği altını alarak yayılması veya yayılmayı istemesi ile açıklar.”

Kolonileşme, bir ülkenin başka bir ülke üzerinde tam ya da kısmi siyasi kontrole sahip olması, yerleşimci sömürgecilik ya da ekonomik sömürü politikaları uygulayarak o ülkenin siyasal, ekonomik sosyokültürel yapılarını asimile etmek, kendisinde bitirmektir.

   Postkolonyalizim kavramı ise, eski sömürgeleri sömürgeci efendilerinden bağımsızlıklarını kazanmış oldukları, artık sömürge olarak değil yeni bir kavram olan “Üçüncü Dünya Ülkeleri !” olarak anıldıkları dönemde ortaya çıkmıştır. Fakat postkolonyalizim sömürgeciliğin artık olmadığı, sömürgeciliğin bittiği anlamına gelmez. Kısacası sömürgeye yeni hal, yeni isim ve yeni biçim verme olarak karşımıza çıkmaktadır. Ve bu kavramı ilk ortaya atan Mao Zedong’ dur.

Batı daima Doğu üzerinde hâkimiyet kurmak istemiştir ve istiyor da. Bunu her dönemlerinde, her söylemlerinde ve her hallerinde belli etmişler ve Doğu’yu daima tehdit etmişlerdir. Kolonyalizm, oryantalizm, şarkiyatçılık adı altında dayatmak istemiş ve modern dünyada (!) Postkolonyalizm adı ile tekrar sahaya inmiş ve sahiplik etmek istemiştir.

Model dönemde kültürel farklılıkları sorun olmaktan çıkacağı iddia ediliyordu ama bu iddiaları da abes çıktı. Şu an Ortadoğu’da yaşananlar malumumuz. Yüzyılımızda demokrasi, barış ve diyalog şekline dönüşmüş olan bu durum, Afganistan, Bosna, Tunus, Cezayir ve diğer yerlerde kendini açıkça göstermiştir. Kolonyalist tecrübe, sömürgeleştirdiği halkların kendi tarihlerini üretmelerine izin vermedi. Onların tarihlerini, notlarını duygularını sevinçlerini kendileri yazdı. Bunu Hindistan, Mısır, Suriye vb. Örneğinde görmek mümkündür.

Ekonomisi sömürülmüş olan ülkeler, siyasal bağımsızlıklarını kazansalar dahi sömürü devletleri ile aralarındaki güç dengesizliği devam ettiği için sınırlar, egemenlik alanları ve boyun eğme biçimleri ortaya çıkmıştır. Postkolonyalizm, Avrupa sömürgeciliğinin yöntem değiştirdiği bu yeni dönemde  “yeni sömürgecilik”  ile insanların sadece topraklarını değil tarihini, dilini, dinini, kültürünü ve toplumsal faalliğini hedef almaktadır.

Batının sömürgeci söylemlerini hedef alan yazar ve eserler muhakkak çoğunluktadır. Ama biz birkaçını örnek verecek olursak;  ibn-i Haldun, Tunuslu Hüseyin, Frantz Fanon tarafından yazılmış “Siyah Deri Beyaz Maskeler(1952)” ve Edwaerd W. Said tarafından yazılmış “Şarkiyatçılık/ Oryantalizm” adlı çalışmalar mevcuttur. Sömürgeci güçlere karşı savaş açan Şair ve ediplere dünyanın her yerinde rastlayabilmekteyiz. Bunlar Hindistan’da Mahatma Gandhi gibi milli kahraman Pakistan’da ise Ebu A-la Mevdudi...

Yazıları, şiirleri ve konferansları ile Türkiye’de ise, Ahmet Hamdi Tanpınar, Eral Göngör, İsmet Özel, Sezai, Karakoç, Rasim Özdenören ve Cemil Meriç gibi bir çok düşünürler de daima sömürgeci zihniyet ile savaşmış ve karşısında en ufak bir taviz vermemişlerdir.

Peki, “Kolonyalizm/Postkolonyalizm tehlikesine karşı biz Müslümanlar ne gibi önlemler almalıyız?”  Sorusunu soracak olanlara; “ Bilinçli bir toplum, bilinçli Müslümanlarla kurulabilir. İyi Müslümanların var olduğu bir toplumda, toplum aynı derecede iyi değilse, bu durumda iyilikleri topluma yansıtılmayan Müslümanlar sorumludur. Var olan korkularımızı arkamıza bırakmak, geri kalışımızın İslam’da (haşa) değil, bizim vurdumduymazlığımızdan olduğunu kabul etmek, Kur’an ve sünnete dört elle sarılmak ve “ben Müslümanım, zulme razı olamam!” demekten geçer.”

 

 

 

foto
Yazar: Ahmet Dayan
9 ay önce

Çok yerinde tespitler. Tebrik ederim.

9 ay önce

Çok güzel kalemine sağlık

YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal