Reklamı Geç
Advert

ÇAY

Muhammed ve İsmail oturmuş çay içiyorlardı. Muhammed aniden İsmail’e dönerek

Muhammed:İsmail abi! Biz çaydan neden vazgeçemiyoruz. Fark ettin mi her oturduğumuzda illaki çay içiyoruz.

İsmail: Dinle kardeşim! Nasıl ki fenafillah, fenafilcemaat ve fenafilihvan olunur. Çayın her bir yaprağı da sıcak suya girince kendinden geçer ve kendisini fena ederek mana kazanır. Ama su fokurdamadan/kaynamadan olmaz yani insanın pişmesi gibi, fokurdaması gibi çünkü insan vücudunun %78 sudur.

Muhammed:Hiç bu açıdan bakmamıştım. Demek ki çay deyip geçmemek lazım.

İsmail:Evet! Aynen öyle! Çay fena olur demlikteki sıcak suda. Takdir edilen bir zamana kadar bekler ve demlenir. Yani beşerin Âdem/adam olması gibi.  Demlenen çay özdür/fıtrattır. O özü bozup bozmamak insanın elindedir.  Çayı açık, kapalı veya tavşankanı yapmak gibi. Tabi işin içine demlik, bardak, kaşık v.s girince çay daha farklı bir mana kazanır.

Muhammed:Nasıl yani?

İsmail:Mesela bardaklar fertleri temsil eder. Demlik ise lideri/rehberi, tepsi ise bütün cemaattin (fertlerini ve liderini) bir araya geldiği mekânı (Dernek/Vakıf/Cami) temsil eder. Demlik liderdir çünkü lider fertleri her konuda doyuran kişidir. Bu noktada fertleri/bardakları doyuran ise demliktir. Demlik görevini ifa ederken benlik ve riyadan beri ve mütevazı olmalıdır. Burnu havada olsa görevini ifa edemez. Bunun için burnunu bardakların önünde eğerek onlara ab-ı hayattan/çaydan sunmalıdır ki kendisi bir anlam ifade etsin. Zaten bir lidere de tevazudan başka ne yakışır ki, heybet tek başına ne anlam ifade eder ki… İşte bundan dolayı bardağın önünde eğilip ona ab-ı hayattan birkaç katre ikram etmelidir. Çayla dolan bardağın bir şeye ihtiyacı vardır. Fıtrattan nasiplendi ama dünyada ki bütün zevklerin/tatların başı olan imandan da nasiplenmelidir. Yani çayın şekere/imana ihtiyacı vardır.

Muhammed:Çay şekerle buluştuğuna göre artık bu çayı içmek icap eder. Bunun üzerine söylenecek söz yoktur her halde.

İsmail:Hayır! Çaya şeker katınca şekerli çay olur ama tatlı çay olmaz. Bu kelime-i şehadeti getirmeye benzer. Kelime-i şehadeti getirince Müslüman olunur ama mümin olunmaz. Bunun için çay atılan şekeri dipte bırakmayız. Onu çay ile mücessem kılmak lazım. Bu imanı bütün hücrelerimizde hissedip yaşamaya benzer. İman sadece tasdik kabul etmez. Bunun yanında harekette ister. Büyüklerimiz boşuna dememişler nerede hareket orada bereket vardır. İşte çayın kaşığı; hareketin bereketle; acının tatlıya, küfrün imana dönüşme sebebidir.

Muhammed: Bunun üzerine söylenecek ne olabilir ki.

İsmail:Söylenecek söz çoktur. Niye mi? Ne oldum değil ne olacağımın hesabını yapmak lazımdır. Çünkü hidayet bulan ve etrafına hidayetten ab-ı hayat katreleri sunan birçok kişi zamanla etraflarına hidayet yerine gaflet dağıtabiliyorlar. Bunun çözümünü ise Allah bize Kur’an’da göstermiştir. Ve sabbit eqdamena (ayaklarımızı sabit tut) duasıdır. Yani çay bardağı böbürlenerek orta yerde dikilirse baş aşağı devrilmesi muhtemeldir. Etrafına fayda vereceğine zarar vermiş olur. Bunu için bardağın/Müslümanın ayağını bastığı yeri sabitlemesi gerekir. Bardağın sabitkadem olabilmesi için bardakaltına ihtiyaç vardır.

Muhammed: Nede güzel söyledin İsmail ağabey! Büyüklerimiz boşuna “gönül ne çay ister ne çayhane, gönül muhabbet ister gerisi bahane” dememişler.

İsmail:Aslında çay üzerine söylenecek çok şey var. Ama şunu unutma bir düşman için bir sahra bir çay bardağı kadar dar ve kasvetlidir. Ama iki dost için bir bardağı içi bir sahra kadar geniştir. İşte bundan dolayı bizler muhabbet fedaileriyiz husumete vaktimiz yoktur. Bizler çayı sadece boğazdan aşağı bırakmak için değil ülfet ve muhabbet peyda etmek için içeriz. Uzun lafın kısası bizler salt bir çaydan öte mana ve muhabbetle harmanlanarak demlenmiş bir çayın katrelerini yudumladığımızı unutmamamız lazım.

Muhammed Kadri Akay – Söz&Kalem Dergisi Kasım 2015.

foto
Yazar: Muhammed Kadri Akay
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal